rifki
Yeni Üye
Puan 0
Online
Mesaj Sayısı: 8
|
 |
« : Mayıs 13, 2008, 07:32:13 ÖS » |
|
İnsan hayatı, sevinçlerle, acılarla birlikte doğumdan ölüme akıp gider. Doğumla hayata merhaba deriz. Annemizin ak sütüyle beslenir, gelişir, büyürüz. Annemiz, çocukluğumuzun bin bir zahmetine annelik sevgisiyle katlanır. Çoğu zaman uyumaz. Adeta yemez yedirir. Üzerimize titrer. Üzerimize şefkat kanatlarını gerer. Anne sabrıyla hastalıklarımızı, sıkıntılarımızı göğüsler. Onun kucağı bizim için, sevginin, ilginin, merhametin, emin bir sığınağıdır. “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözüyle annelerimizin değerini ortaya kor Sevgili Peygamberimiz. Annemize sevgimiz, saygımız ölçüsünde hayatımız bir anlam taşır. İslam tarihinde Veysel Karanî bu konuda unutulmaz bir örnektir. Özünü inancımızdan alan atasözlerimize bir göz atalım:”Ana gibi yar olmaz”, “Ana başa tac imiş/Her derde devâ imiş/ Bir evlât pîr olsa da/Anaya muhtaç imiş”sözleri milletimizin anaya bakışını ne güzel ifade eder. Annemizin hayatımızdaki öneminin ne derece farkındayız? Ona karşı görev ve sorumluluklarımızı ne ölçüde yerine getiriyoruz? Onun bize karşı gösterdiği karşılıksız sevgiyi neyle ve nasıl karşılıyoruz? Doğumumuzdan ölümümüze bir yığın sıkıntı ve problemle karşılaşıyoruz. Bu problem ve sıkıntıları aşmada, eşimiz, çocuklarımız, dost ve arkadaşlarımız elbette kendi ölçüleriyle yardımcı oluyorlar. Bu insanların maddî ve manevî yardımları bizim için çok önemli. Ne var ki bu insanların yardımları da bir yere kadar…Ya annelerimizin bu konudaki tavrı! Onlar, eşimizden, dostumuzdan, çocuğumuzdan çok daha yakın bize. Bizim için gerçek dost, gerçek yar, gerçek yardımcı annelerimiz. Hiçbir hesabı olmadan her şeyini çocuğu için verebilecek annelerimiz. Başımıza gelen bir sıkıntı, bir hastalık, bir ölüm en çok kimi üzer? Bu ve benzeri olaylar en çok kimi etkiler?Açık ve net bir cevap:Annelerimizi. Atalarımız, “Ağlarsa anam ağlar” demişler. Analarımız, acımızı, sıkıntımızı gidermek için hiçbir karşılık beklemeden yalnızca anne olduğu için bin bir fedakârlığa katlanır. Dokuz ay karnında taşıdığı yavrusu ne kadar büyürse büyüsün, evlensin, askere gitsin, yaşlansın, onun için bir evlat, bir yavru, bir çocuktur. Yanlış davranışlarımıza, sorumsuzluklarımıza, düşüncesizliklerimize rağmen, o hep bizim için yaşar. Bizim için üzülür, bizim için ağlar. Onun karşılıksız sevgisine, güzel davranışlarımızla karşılık vermek, hem insanî hem de İslâmî görevlerimiz arasındadır. Rıfkı Kaymaz
|