Mesajları Göster
|
|
Sayfa: 1 2 [3] 4
|
|
31
|
GENEL / Güzel Yazılar / Hayırlı Olsun
|
: Mart 12, 2008, 08:34:07 ÖS
|
|
Hayırlı Olsun
Bir zamanlar bir ülkede hüküm suren bir kral varmış. Kral, küçüklüğünden beri arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu yanından hiç ayırmazmış. Nereye gitse onu da beraberinde götürürmüş. Kralın bu arkadaşı ister kendi başına gelsin ister başkasının, her olay karşısında hep aynı sözü söylermiş: "Bunda da bir hayır var!" Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıkmışlar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyormuş. Arkadaşı tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yapmış ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patlayıp baş parmağını koparmış. Durumu gören arkadaşı her zamanki gibi: "Bunda da bir hayır var!” demiş. Kral acı ve öfkeyle bağırmış: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu? "Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırmış. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyormuş. Yamyamlar baskın yapıp hepsini yakalamış ve odunların ortasına diktikleri direklere bağlamışlar. Tam odunları tutuşturacaklarken kralın baş parmağının olmadığını fark etmişler. Hikaye bu ya, bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksIk olan insanları yemiyormuş. Çünkü böyle birini yerlerse başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlarmış. Bu korkuyla, kralı çözüp salıvermişler. Diğer adamları ise pişirip yemişler. Kral, sarayına dönünce kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini bilerek arkadaşını hapse attırdığı için pişman olmuş. Hemen zindana koşmuş ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlatmış. "Haklıymışsın! Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum” demiş. Arkadaşı yanıtlamış : “Bunda da bir hayır var! Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonra beni de yerlerdi, düşünsene?” Şimdi siz de şöyle düşünün: Bugün üzüldüğüm her şey belki de hayrıma. Gelecekte hiç önemi olmayacak...
|
|
|
|
|
32
|
GENEL / Güzel Yazılar / Bakıyorsan Görmelisin
|
: Mart 12, 2008, 08:15:04 ÖS
|
|
Bakıyorsan Görmelisin
"Eski zamanlarin birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna araştırırmış da bulamaz, sorularına yanıt alamazmış kimselerden. Köy köy, şehir şehir, ülke ülke dolaşırmış bu arada. Bir gün artık tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona : ‘Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar! İstersen ona git, belki o sana aradığın yanıtı verebilir’’ demişler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam... Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş: Bilge sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş... Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermis adamın eline ve içine de silme bir şekilde yağ koymuş. ‘Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et de kaşıktaki yağ eksilmesin. Eğer bir damla eksilirse olmaz’ demiş. Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış ‘Evet’ demiş ‘kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?’ Adam şaşkın şekilde ‘Ben kaşıktan başka bir yere bakmadim ki.’ deyince de, ‘Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel’ demiş bilge... Adam tekrar bahçeye çıkmış. Gördüğü güzellikler onu büyülemiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü... Geri geldiğinde bilge, adama ‘Bahçe nasıldı? diye sormuş yeniden... Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, ‘Ama kaşıkta yine hiç yağ kalmamış’ demiş ve eklemiş ‘hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın. Akıp giden zamanın anlam kazanır’..." Bir yola benzetilirse hayat, yol boyunca geçtiğimiz yerler, akıp giden günlerimize benzer. Kimi konaklaya konaklaya, tadını çıkara çıkara gider, kimi yarışırcasına. Gözünü yoldan ayırmayan, geçtiği yerleri görmez. Etrafını çok seyreden de riske girer. İyisi orta karar sürmektir hayat arabasını. Bakıp da göremeyenler sadece gönül gözü kapalı olanlardır.Anlam kapısını aralayanlardır. Sadece işini düşünüp yaşayanlar, evindeki mutluluğu ıskalar. Sadece evine bağlananlar da işe yararlık, başarı duygusunu, kariyeri, parayı... Denemeler’in yazarı Montaigne der ki: ‘Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır.’.O halde hayatın anlamını sorgulayanlar, kalitesini de sorgulamalı mutlaka. Ne mutlu, bu hayattan iz bırakıp gidenlere... Ne mutlu o izleri farkedenlere. Yeni izler bırakmak isteyenlere... Bakmayı bilenlere, eline de bahçeye de!
|
|
|
|
|
33
|
GENEL / Kitap, dergi, web site tanıtımları / Kelile ve Dimne
|
: Mart 09, 2008, 02:35:06 ÖS
|
Kelile ve Dimne  Kelile ve Dimne isimli eserin yazarı olan Beydeba, ünlü bir Hint filozofudur. Beydeba'nın I. yüzyılda yaşadığı, Bakü'de doğup daha sonra Hindistan'a gittiği söylenir. Bazı kaynaklarda Beydeba'nın Türk asıllı olduğu belirtilir. Beydeba, o dönemde Hindistan ülkesinin zalim kralı Debşelim'i doğru yola getirmek için ahlaki öğütler veren Kelile ve Dimne eserini yazar. Bu eser yüzünden önce hapse atılır, ardından affedilerek devletin üst yönetiminde kendisine görevler verilir. Beydeba'nın Kelile ve Dimne isimli eserinin kahramanlarının çoğu hayvanlardan oluşur. Aslı Sanskritçe olan fabl türündeki bu eser, ismini, eserdeki ilk öykünün kahramanları olan Kelile ve Dimne adındaki iki çakaldan alır. Eser VI. yüzyılda İran diline daha sonra da Abdullah İbni El-Mukaffa tarafından Kelile ve Dimne ismiyle Arapça'ya çevrildi. Türkçeye ilk çevirisi Sultan Murat Hüdavendigar döneminde yaşamış Mehmet Küşteri isimli bir âlim tarafından yapılmıştır. Kelile ve Dimne, Batı dillerine de çevrilmiş ve pek çok yazarın, şairin ilham kaynağı olmuştur.
|
|
|
|
|
34
|
GENEL / Güzel Yazılar / Gerçek Sevgi
|
: Mart 08, 2008, 08:55:16 ÖS
|
|
KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.
Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti.
"Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.
Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.
Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü.
Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak
- Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış. Estetik ameliyatı siz mi yaptınız? Yaşlı doktor - Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi.
Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini!..
|
|
|
|
|
35
|
GENEL / Güzel Yazılar / Dört Kelebek
|
: Mart 08, 2008, 08:49:44 ÖS
|
|
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:
--Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..
İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş… Demiş ki:
--Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!
Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:
--Ve bu ateş yakıcı bir şey!
Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.
ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş...
Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş… Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!...
|
|
|
|
|
36
|
GENEL / Güzel Yazılar / İki Soru
|
: Mart 07, 2008, 06:31:07 ÖS
|
|
Eflatun'a iki soru sormuslar.
Birincisi ; "Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir ? " Eflatun tek tek siralamis :
- Çocukluktan sikilirlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarini özlerler... - Para kazanmak için sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak için de para öderler... - Yarindan endise ederken bugünü unuturlar.Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar... - Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler...
Sira gelmis ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralamis ;
- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir... - Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil, "en az seye ihtiyaç duymaktir"..
|
|
|
|
|
37
|
GENEL / Güzel Yazılar / Çar ve Fakir İşçi
|
: Mart 07, 2008, 06:23:23 ÖS
|
|
Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.
Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.
Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar'ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.
Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:
"Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun peki iyi para kazanabiliyor musun?"
"Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim diye yanıt vermiş işçi.
"Yani ne kadar " diye tekrar sormuş Çar.
İşçi başını öne eğmiş ve şöyle yanıt vermiş; "Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için faize yatırabiliyorum, Kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim "
Çar çok şaşırmış,
Ülkede bu kadar az para kazanan, boğaz tokluğuna çalışan bir kanal işçisi nasıl olurda bu kadar az parayı, bu kadar çok yerde, bu kadar verimli kullanabilir diye merak etmiş.
Dayanamadan tekrar sormuş:
"Peki paranı nasıl yettirebiliyorsun da bu kadar faydalı işe fırsat bulabiliyorsun?"
İşçi yanıt vermiş:
"Babama bakıyorum : Bu eski borçlarımı ödediğim anlamına gelir.
Oğlumun nafakasını çıkarıyorum: Bu ise gelecek için yatırım yaptığım anlamına gelir. Yani böylece paramı faize yatırmış oluyorum.
Hergun bahçemde tek yetişen sebzeyi lahanayı yiyoruz: Olsun!! Lahana da sıcak yemektir. Karnımız doyuyor sevgili Çarım" demiş.
Çar fakir işçinin verdiği yanıttan çok etkilenmiş ve hemen onu bir kese altınla ödüllendirmiş. Saraya döndükten sonra ise akıllı işçinin sözlerini, bir bilmece olarak yaverlerine sorup onları sınamış.
|
|
|
|
|
38
|
SİZDEN GELENLER / Güldüren Sözler / Tatil
|
: Mart 07, 2008, 06:15:24 ÖS
|
|
Karı-koca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar. Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar.
Birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır. Adam uyku sersemidir güzel bir rüyadan uyandırıldığı icin de biraz kızgındır "Ne oldu? Ne istiyorsun?" diye sorar. "Yukarıya bak ve bana ne gördügünü söyle. " Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir: "Bunun için mi uyandırdın beni?. Baktım işte. Bir sürü yıldız görüyorum, ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız." Karısı tekrar sorar: "Peki, bu sana neyi gösteriyor?" Artik iyice uykusu kaçan adam biraz düsünür ve cevap verir: "Teolojik olarak Tanrının kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum. Felsefi olarak, evrenin sonsuzluğunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum. Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum. Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu, Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum. Niye sordun bunu bana? Sana neyi gösteriyor?"
"Çadırımızı çalmışlar...''
|
|
|
|
|
39
|
GENEL / Güzel Yazılar / Açgözlülük
|
: Mart 04, 2008, 05:53:01 ÖS
|
|
Açgözlülük Bir zamanlar yoksul mu yoksul bir nine yaşardı…
Miskin bir kedisi vardı.
Kendisi yemek için doğru dürüst bir şey bulamayan nine, kedisine artıklarını veriyordu.Ciğer, et, ekmek, işkembe gibi yiyecekleri kedi rüyasında bile göremezdi yoksa.
Bazen bir fare yakalıyor, kendisini şanslı görüyordu.
Günler böyle geçip giderken…Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti.Bigün evin damına çıktı.Baktı, orada, iri yapılı, semiz mi semiz bir kedi vardı.Doğrusu onu kendisinin yanında bir kaplan gibi gördü.Zayif kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…
Semiz Kedi:
- Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin , benim gibi olursun, dedi.
Güçsüz Kedi’nin aklına yattı bu.
Her gün miskin miskin oturuyordu.Yoksul ninenin evinde ne vardı ki…Ne yiyecek, ne içecek…
Semiz Kediye,
- Ne zaman gidersen haber ver birlikte gidelim, dedi.
Semiz Kedi bunu kabul etti.
Güçsüz Kedi, akşam olduğunda durumu nineye anlattı.Nine,
- Vah vah, dedi, çok üzüldüm.Hırs insana zarar verir, şimdi sen bunu düşünemiyorsun.
Kedi nineye gülüp geçti.
Ertesi gün yiyeceği türlü türlü yiyecekleri düşünüyordu.
Sabah oldu.Semiz Kedi, pencereden, “miyaav miyaaav!” diye seslendi, Zayıf Kedi de çıktı, birlikte saraya gittiler.
Fakat sarayda durum hiç de tekin değildi.Padişah yüzlerce kedinin miyavlamasından bıkmış usanmıştı.Adamlarına,”Bundan sonra gelecek yabancı kedileri öldürün,” diye emir vermişti.
Bunun için özel olarak okçular hazırlatılmıştı.
Semiz Kediyle, ninenin kedisi iştahla yemek artıklarına saldırdılar.
Bunun üzerine okçular harakete geçti.
Bizim zavallı kedi, tam midesinden bir ok yedi. Acı acı bağırarak oracıkta ölü verdi.
Anne Çaylak, bu hikayeyi Şahin ‘e anlattıktan sonra:
- Bu hikaye sana ders alasın, diye anlattım.Sen de elindekiyle yetinmezsen sonun ninenin kedisi gibi olur.
Şahin Yavrusu, Anne Çaylağın anlattığı hikayeyi ilgiyle dinledi.Çaylak, kendisini çok seviyordu.Şevkatliydi.Üzerine titriyordu.Hikaye de anlatılanları kendisini sevdiği için örnek olarak vermişti.Fakat Şahin Yavrusu, herşeye karşın kalmak niyetinde değildi.
- Mutluluk, sadece yiyip içmek değildir.Gerçek mutluluk erişilmesi güç şeyleri elde etmekle olur.
|
|
|
|
|
40
|
GENEL / Güzel Yazılar / Hayalin Çizdiği Başarı
|
: Mart 04, 2008, 05:29:09 ÖS
|
|
Hayalin Çizdiği Başarı
Zamanlardan bir zaman çalışkan bir adam yaşardı bir ülkede.
Çok çalışırdı.Çok para kazanırdı.
Fakat harcaması fazla olduğu için bir türlü yoksulluktan kurtulamazdı.
Gün geldi, bir erkek çocuğu oldu.
Adamcağız buna çok sevindi.Çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte evine bolluk ve bereket gelmişti.
Artık yoksul adamın durumu değişmişti.Geliri harcamalarından fazlaydı.Para artırmış, zengin olmaya başlamıştı.
Çocuk, henüz küçük yaştayken ok atmak, kılıç kullanmak istiyordu.
Okuldan kaçıyordu.Atış meydanlarına gidiyor, ok atıyor, kılıç kuşanıyordu.
Bütün ilgisi silah kullanmak yolundaydı.
Aradan yıllar geçti.Çocuk büyüdü, genç delikanlı oldu.Babası, kendisini evlendirmek istedi.
Oğluyla konuştu.İsteğini ona açtı.
Çocuk kabul etti.Fakat bir şart ileri sürdü.
- Nedir? diye sordu babası.
- Düğün giderlerini ben karşılayacağım.Gelini de ben seçeceğim.Evleneceğim kızı kendim belirlemeliyim.
Babası çok şaşırdı:
- Sen de düğün yapacak para var mı ki evladım?
Delikanlı ok gibi fırladı yerinden, kılıcını eline aldı:
- Benim, dedi evleneceğim gelin, ancak bir sultan olabilir.O da ancak kılıçla gelir!
Babası oğlunun bu durumuna çok üzüldü.
“Sonu karanlık bir yola girdi” diye düşündü.
Fakat aradan yıllar geçti, oğlu o ülkeye padişah oldu ve sultan bir gelin aldı.
Şahin yavrusu, Anne Çaylağa bu öyküyü anlattıktan sonra;
- Ben, artık bir lokma için buralarda kalamam, dedi.
Başka ülkelere gitmek istiyorum.Gönlümde başka iklimler yatıyor.Beni burada tutmayın, diye yalvardı.
Anne Çaylak, sonunda Şahin ‘i yuvada tutmanın imkansız olduğunu anlamıştı.
Çok üzülmesine rağmen gitmesine izin verdi.
Padişah Debleşem, şahin hikayesini anlatmaya devam ediyordu:
- Şahin, yola çıktıktan sonra bir hayli uçmuştu.
Durup dinlenmeden epeyi kanat çırpmış çok yol almıştı.
Yolu gide gide yüce bir dağa vardı.
Karnı acıkmıştı. Av peşinde koştu bir zaman, ve ilk olarak bir keklik avladı.
Keklik eti çok lezzetliydi.Şahinin hoşuna gitmişti.Tadı damağında kaldı.
- Şimdiye deknasıl d avlanmadım! diyerek hayıflandı.
Anne Çaylağı düşündü bir süre.Gurbete çıkmaması için çırpınıp duruyordu.Oysa değişik yerler gezmek ne kadar da yararlıydı.
- Gurbete çıkmasaydım, şimdi bu lezzetli eti yiyebilir miydim? diye söylendi şahin.
- Kimbilir ilerde daha neler bekliyordu kendisini? Bunu düşününce, bir an önce dinlenip yola çıkmak istedi. Ve kısa bir aradan sonra yola koyuldu.
Havada süzüldü.Aşağıda gördüklerine inanamıyordu.Yemyeşil tepeler, görkemli dağlar…Şırıl şırıl akan sular…
Yol boyunca soğuk pınarlardan içti.Türlü türlü hayvan avladı.
Kendisini oldukça rahat hissediyordu.Havada süzüldükçe aşağıda yemyeşil tabiatın sürüp gitmesinden sonsuz tatlar almaktaydı.
Gezisi unutulmaz anılarla sürüp gidiyordu. Bir ara yorulmuştu.Çevreyi kolayca izleyebileceği yüksek bir kayaya konmuştu.
İlerde, ağaçların arasında kalabalık gördü. Bir padişah sarayındaki adamlarıyla birlikte ava çıkmıştı.Kolunda da alımlı bir Doğan vardı.
O anda ansızın ortaya çıkan bir kuşun ardına doğanı salıverdi, Padişah.Doğan, avı yakalamak için uçarken, bizim şahin harekete geçti.Doğan’dan önce avı yakalayıverdi.
Padişah kendi doğanından önce avı yakalayan Şahin ‘e sahip olmak istedi.
Bunu üzerine evcil bir şahin’i bizim şahin’e doğru gönderdiler.O da saraya gelmesi için çağrıda bulundu.
Yavru Şahin bunu bekliyordu zaten.Hemen kabul etti ve Padişah’ın omuzuna çıktı.
Debleşem Şah, hikayeyi burada bitirdi.Başvezir, düşüncesinin padişah tarafından geçersiz kılındığını gördü.Bunun üzerine ikinci vezir Padişah’ın huzuruna çıktı.
O da, başvezir gibi geziye çıkmanın kötü yanlarından söz etti.
- Ülkenin huzuru padişahın sağlıklı ve güçlü olmasına bağlıdır.Seyahate çıkarsanız rahatsızlanabilirsiniz.Çok sıkıntı çekersiniz, dedi.
Debleşem Şah, ikinci vezirin sözlerini de bağenmedi.
- Padişah yorgunluğu halkın mutluluğu içindir. Gezmekten korkmamak gerekir.Gezmek, değişik farklı yerler görmek iyidir.Ülkem ve halkım için ben bundan yanayım, dedi.
Debleşem Şah, yavru bir kaplanın hikayesinden söz etti danışmanlarına.
Vezirler, padişahın başka ülkelere geziye çıkmasını istemiyorlardı.
Padişah ise, anlattığı hikayelerle gezi düşüncesini benimsetmeye çalışıyordu.
Söyleşi gele gele yavru bir kaplanın hikayesine geldi.
|
|
|
|
|
41
|
GENEL / Güzel Yazılar / Kelile ve Dimne
|
: Mart 04, 2008, 05:25:12 ÖS
|
|
Vezirlerine Serendip’e gitme niyetinde olduğunu açıkladı.Yaşlı Bilge’nin söylediği hikayeleri öğrenmek istiyordu.
- Ben, dedi; geziden kaçarsam, bilgiden yoksun kalırım.İnsanı doğru yola ulaştıran bilgi, hikmettir. Hikmet ise, Serendip’e gitmeme bağlı.Vasiyetlerin anlamını ancak bu şekilde çözebilirim.
Vezirler,Padişahın düşüncesinde kararlı olduğunu anlamışlardı.
Yol hazırlığı başladı.
Padişah Debleşem, vezirlere ülke yönetimiyle ilgili bazı emirler verdi.
Gerekli hazırlıklar yapılmıştı.
Debleşem Şah, yanındakilerle birlikte yola çıktı.
Bazen karadan bazen denizden gitti.
Günlerce, aylarca yol aldı.
Dağ dağa kavuştu.Düz düze uzandı.
Çok ülkeler geçildi, çok iklimler aşıldı.
Debleşem Şah, gördüğü her yerden ilginç bilgiler edindi.Çok dersler aldı.
Yoruldukça dinleniyordu. Gördüğü güzel manzaralar yorgunluğunu alıyordu.
Dinlenerek tekrar yola koyuldu.Tekrar dağlar aşıldı.Ovalara düşüldü.Denizler geçildi.
Sonunda Serendip Adası’na vardılar.
Adanın ortasında yüce bir dağ yükseliyordu: Serendip Dağı…
Dağın eteğinde bayındır şehirler kuruluydu.
Debleşem Şah, kentlerde gezindi bir süre.Çevreyi seyretti.Şimdiye dek bilmediği şeyler öğrendi.Görmediği şeyler gördü.
Bilgisini, görgüsünü daha da artırdı.
Aradan bir kaç gün geçmişti.
Padişah, yanına birkaç adamını alarak dağa gitti.Dağın eteğinde bir mağara vardı.
Burası, ünlü düşünür Beydeba’nın eviydi.
Beydeba, hikmet bilgisinin önemli bir bilginiydi.Bir çok ilimde uzmandı.Düşünce alanında tartışmasız büyük bir düşünürdü.
Padişah, tıpkı bir hükümdarın huzuruna giriyormuş gibi izin isteyerek yanına gitti Beydeba’nın.
Hazineden çıkan vasiyetten söz etti.
- Vasiyette sözü geçen düşünceleri yorumlar mısınız? diye ricada bulundu.
Beydeba, uzun ve yorucu bir yolculuktan gelmiş olan Padişah’a baktı bir süre.Bilgi aşkıyla yanıp tutuşan adama gülümsedi.
- Acele etme Sultanım, dedi.
Günlerce mağarada kaldılar. Beydeba, Padişah’ın isteğini yerine getirecekti.
Günler süren söyleşmeden hikmet dolu bir kitap ortaya çıktı.
Kelile ve Dimne.
|
|
|
|
|
42
|
GENEL / Güzel Yazılar / Hazıra Mal Dayanmaz
|
: Mart 04, 2008, 05:17:57 ÖS
|
|
Hazıra Mal Dayanmaz
Bir zamanlar bir köyde, tedbirli bir çiftçi yaşardı.Ne olur ne olmaz diyerek, ekinin büyük bir kımını saklamıştı.O yıl ki ekinden buğday, arpa, çavdar gibi ürünün yarısını ambara depolamıştı.
Bazen kıtlık olurdu köyde.Çiftçi, bunu düşünüp böyle davranmıştı.
Ambarın dışarı bakan duvarında delik açılmıştı.
Bunu yaramaz fare yapmıştı.Dışarı sürekli tahıl akıyordu.
Fare:
- Gökten yağıyor, arkası kesilmez nasıl olsa diyerek har vurup harman savuruyordu.
Üstüne üstlük bir de pek çok arkadaşını çağırmıştı buraya.Ortalıkta ne kadar tembel varsa üşüşmüştü ambara.Hemen hepsi tıka basa yiyordu.
Gün geldi şiddetli bir kıtlık ortaya çıktı.
Bir tane buğdaya muhtaç oldu insanlar.
Sadece köylüler değil, fareler de kıtlığı hissettiler.Bizim çiftçi ambarına gidip baktı.Tahıl bir hayli azalmıştı.
“Kahrolası fareler!” diyerek söylendi.Ürünü daha güvenli bir yere taşımaya başladı.
Adam taşıyadursun, bizim tembel fare uyuyordu bu sıra.
Çiftçi tahılı güvenli biryere taşımıştı bile.Tembel fare hala derin uykudaydı.Çevresindeki çıkarcılar tahılın bittiğini görünce birer birer sıvışmışlardı.
Neden sonra fare uyandı.Çevresinde kimseler kalmamıştı.Kıtlık herkesi etkiliyordu.
Fare yalnız kaldığına çok sevindi.”Nasıl olsa benim yiyeceğim var” diye düşündü.
Çok acıkmıştı.
Ambara gitti.Deliğe baktı.Eskisi gibi buğday yağmıyordu delikten.
“Nasıl olur! bir yanlışlık olmalı!” diyerek çok kızdı.O kızgınlıkla delikten ambara baktı.
Daldı ki ne görsün! Bir tek tane kalmamış.
Az kalsın aklını kaybediyordu.
Oracığa yığılıverdi.Kahrolmuştu.
“Ben mahvoldum, ben mahvoldum!” diyerek ağlamaya başladı.Aklı başına gelmiş ama iş işten geçmişti.
Vaktiyle kendisi herkesi doyururken şimdi herkese muhtaç bir duruma düşmüştü.
Açlıktan ölecek gibiydi.
Pişmanlık duygusu içini kemiriyordu.
“Ben ne yaptım” diyerek başını taştan taşa vurmaya başladı.
Aradan çok geçmedi, müsrif fare ölüp gitti bu dünyadan.
|
|
|
|
|
43
|
GENEL / Çocuk ve Sağlık / Disiplin İçin Yapılan Korkutmalar Çocuklarda 'Fobi'lere Yol Açıyor
|
: Mart 02, 2008, 12:57:01 ÖS
|
Disiplin İçin Yapılan Korkutmalar Çocuklarda 'Fobi'lere Yol Açıyor Toplumumuzda çocukları tehdit ve korkutmayla disipline etmeye çalışmak bir tür eğitim aracı olarak görülüyor. Korkuların büyük çoğunluğu gelip geçicidir. Ancak ne zaman bu korkular gelip geçici olmaktan çıkıp bireyi etkisi altına alıp günlük hayatını olumsuz etkilerse artık korku yerini 'fobi'ye terk etmiş demektir. Bu tarz davranış şekli gerçekle hayali tam olarak ayırt edemeyen çocuklarda fobilerin oluşmasına neden olmaktadır. Baskı ve korku ile bir müddet sağlanmış gibi gözüken disiplin ise asla kalıcı değildir. Bireyler üzerindeki baskı ve korku, bir an bile olsa gevşediği ya da bireyler tarafından kanıksandığı anda, ortaya telâfi edilmesi mümkün olmayan zararlı sonuçlar çıkabilir. Korkutmayın, 'fobi'si olur! İşte fobiye yol açan davranışlar: Okulla ya da öğretmeniyle korkutmak ve tehdit etmek. "Çabuk yatın yoksa öcüler, cinler gelir!" demek. Yaramazlıklarına ceza olarak karanlık bir odaya, banyoya, kömürlüğe kapatmak. Geç geldiği bir gün, "Şimdi polis geldi, seni sordu!" demek. "Annesini üzen çocuklar cehennemde yanar!" demek. Yemeğini yemeyen çocuğuna şimdi anneniz ya da babanız ölsün de siz de rahatlayın gibi çocuklarını anne ve babayı kaybetme korkusuna itebilecek söylemler geliştirmek. Böcekler, büyük hayvanlar, afetler, dilenciler ve eşyalar gibi birçok şey anne ve babalar tarafından korkutma mekanizması olarak kullanılabiliyor. Fobi oluşmaması için ne yapmalıyız? Anne ve babalar isteklerini çocuklarına yaptırmak için korku yolunu değil, sevgi ve anlatım yolunu seçmelidir. Ebeveynler kendi istekleri kadar çocuklarının taleplerini de dikkate almalıdır. Anne ve baba, çocukları için model olduklarını unutmamalı, iyi örnek olmalılar. Çocuklara korku değil insan, doğa, hayvan sevgisi verilmeli. Korku asla bir disiplin aracı olarak kullanılmamalıdır. Şenol Yiğit - Psikolojik danışman Zaman
|
|
|
|
|
44
|
GENEL / Sözler / güzel Sözler
|
: Mart 01, 2008, 06:42:48 ÖS
|
|
İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)
İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. (İbni Haldun)
Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)
Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir. (Kaşgarlı Mahmud)
Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardır. (Hz. Ali (r.a))
Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)
Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)
İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))
Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)
Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)
Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)
Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)
Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))
İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)
Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)
Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
|
|
|
|
|
45
|
GENEL / Güzel Yazılar / Dua
|
: Mart 01, 2008, 02:28:23 ÖS
|
|
Dua
Küçük çocuk, deniz kenarında oturmuş, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hali, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam seke seke onun yanına gidip:
- Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
- Ama rüzgarlı, dedi. Topum denize düşünce sürekleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:
- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:
- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
- Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.
Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgarın aniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük...
Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı. Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
- Avınız inşaAllah iyi geçmiştir!. dedi. Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.
Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.
- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi.
Çocuğun yanaklarını okşarken:
- Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
- Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.
Balıkçı, böyle bir sözu ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
- Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu.
Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum.
Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama herşey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
- Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdu?
|
|
|
|
|